Tepeden Tırnağa Karadeniz Turu

Total
0
Shares

Karadeniz turu adı altında size sunulan şehir içi gezilere kanmayın, fazlasını isteyin. Gerçek bir kültür, gerçek bir Karadeniz yaşamı görmek için daha yukarılara, köylere çıkın.

Siz şehir yaşamından kaçmak için yemyeşil bir Karadeniz hayali kurarken, üç beş turistik yere götürüp dünyanın parasını ödetiyorlar. İnternette dolaşırken gözüme Karadeniz turuyla alakalı bir kampanya reklamı takıldı. Girdim, baktım; Uzungöl, Ayder Yaylası, Artvin Karagöl, ne kadar turist yuvası olmuş yer varsa yazmışlar. Annesi Rizeli, Babası Trabzonlu ve Karadeniz’in dört bir yanını gezmiş tozmuş biri olarak söylüyorum; aradığınız Karadeniz aşağıda değil, yukarıda; dağlar diyorum dağlar.

Her ne kadar bağımlısı olduğumuz metropol hayatın içerisinde yaşasak da; içimizdeki doğaya kaçma hissini hep diri tutuyoruz. Yeşillikleri, çayır çimeni, etrafı beton setlerle örülü parklarda arıyoruz; sonra da kimimiz çıkıp Karadeniz’i beğenmiyor. Sizi nereye götürdüler bilmiyorum. Yaylada “Ka habu çimin uşağidur” diyen teyzeyle keyifli bir sohbet yapmadıktan sonra ‘Karadeniz’i gezdim, gördüm’ demeyin.

Trabzon Ve Rize’den Başlayalım

Bir turdan daha fazlasını isteyenlere sesleniyorum; sizi ulaşımı kolay diye “yayla gördüm” dedirtmek için götürdükleri Ayder’den fazlasını isteyin. Hamsiköy sütlacını yöre halkının lezzetli ellerinden yemedikten sonra Trabzon merkezde yemenin bir anlamı kalmıyor. Ağırlıklı olarak Trabzon ve Rize’den örneklendirelim.

Çamlıhemşin ilçesinde bulunan1884 metre rakımdaki Elevit Yaylası dururken, Karadeniz’in mozisini(inek), dağ keçisini merkezde mi göreceksiniz?

Diyelim ki Trabzon’a geldiniz. Sümela Manastırı’nı görün tabii ama Vazelon ve Peristera Manastırları da bir o kadar güzeldir. Vazelon’da, Sümela Manastırı’ndan farklı olarak içerisinde mağaralar ve ayazma var.

Uzungöl’e geldiniz; oradan rotayı Doğu Karadeniz’in en güzel manzaralarını sunan milli park Altındere Vadisi’ne çevirin. Derin bir vadiden akan Altındere, zengin bitki ve hayvan çeşitliliği ile oldukça etkileyici.

Yaylaların doğa manzarası bir yana, Boztepe’de, şehrin akşam ışıklarını izleyin Trabzonlular güneşin doğuşunun ve batışının en güzel Boztepe’den izlendiğini söylüyor.

Karadeniz turuna çıkıyorsunuz; beton yollar üzerinde avm’lerin, Starbucks’ların önünden geçer, gidersiniz; Samsun’a, Ordu’ya, oradan Giresun, oradan da Trabzon’a…  Eee, nerede Karadeniz?

İnsanı Da Şehri Kadar Doğal

Asfalt dökülmemiş toprak yollar, omzunda keşanı, ayağında lastiği, sırtında topladığı taze çay bohçasıyla yürüyen teyzeler, köy kahvesinde acı çayını içip muhabbet eden emiceler(amcalar), möö sesleri, şelalenin su gürültüsü olmadan, hangi Karadeniz’den bahsediyoruz?

Geçen sene önce Trabzon’a, oradan da Rize’ye bir bayram ziyaretim oldu. Sadece tanıdıklar değil, köyde uğradığımız her evin kapısı bize sonuna kadar açıldı. Köylerde bütün uşakların (adamların) toplandığı genelde tek bir kahve olur; sadece bayramlarda değil, her gün sohbet, muhabbet için dolup taşar burası.

Herhangi bir köye vardığınız zaman bütün köylü uzaylı görmüş gibi size bakacak, kimlerden olduğunuzu çıkarmaya çalışacak ama korkmayın. Arabanızın camından kafanızı uzatıp “gezip görmeye geldik” demeniz yeterli, adını bilmediğiniz o insanlarla bir anda akraba olursunuz. Bir çayını içmeden bırakan birini görmedim ben daha. Siz de bunların hiçbirini, acentalarla gittiğiniz yerlerde göremezsiniz.

En Güzel Yaylalara Doğru: Ayder, Pokut…

Uzungöl’müş, Karagöl’müş; göreceğin tek şey turist kalabalığı, bir de turistik restoranlar. Ben de defalarca gittim oralara, zamanla nasıl doğallığını kaybettiğini de gördüm. Daha yükseklere çıktıkça adı duyulmamış küçüklü büyüklü şelaleler, dereler göreceksiniz. Virajlı toprak yolları döndükçe ara ara geniş çaylıklar çıkacak karşınıza.

Ayder Yaylası güzeldir ama o kadar kalabalık oluyor ki, manzaranız yayladan çok insan seline dönüyor. Pokut ve Sal yaylarında, akan suyun sesini dinlemek kadar keyif veren bir şey daha bulamazsınız. Listeye bağlı kalmak zorunda değilsiniz sonuçta, rotanıza ekleyin pişman olmazsanız.

Gelintülü Şelaleleri

Rize’de, turizm açısından en çok ziyaret edilen yerlerden birisi olan Ağaran Şelalesi’ni bilirsiniz. En son gittiğimde bildiğim yeri tanımakta zorlandım; adım atacak yer yoktu. Şelaleyi süs havuzuna çevirmişler. Dört mevsim yağış alan bir bölgede şelale mi bulamayacaksınız? Ağlayansu’ya gidin, Bulut’a gidin, Gelintülü Şelaleleri’ne gidin kalabalıktan uzak keyif yapın.

Karadeniz’in yüksek kesimlerini arabasız gezebilmek çok zor. Kiralayın bir araç, dalın Karadeniz’in içine. Her köşesi ayrı bir görsel şölen olan bölgede kendi turistik rotanızı keşfedin.

Köylere Çıkın

Şehir merkezinden uzakta, bir otel yerine yüksek kesimlere yapılan ahşap konakları tercih edin. Dört dörtlük bir restorandansa, köyün kasabasındaki  kırık dökük bir işletmede, Karadenizli bir teyzenin ellerinden yiyin mıhlamayı.  Uzungöl’e, Ayder’e gitmeyin demiyorum ama asıl güzellik, asıl Karadeniz yaşamı köylerde.

Yol üzerinde küçük tabelalar görürsünüz zaten;  Akköse Köyü sağdan, Çamlı Köy soldan diye. Dağ yolunu tırmanarak dere kenarlarından başlarsınız yolculuğa. İlla Ayder güzel diye oraya doluşmaya gerek yok. Şöyle düşünün; Karadeniz’de her dağın tepesi birer Ayder zaten. Tam da yayla mevsimi, havalar sıcak, güneşlidir şimdi. Kamp yapabilirsiniz, mangal yapabilirsiniz, soğuk derelerinde yüzebilirsiniz…

Yayla Şenliklerine Gidin

Eğer yazın Karadeniz yayla etkinliği arıyorsanız tabii ki Rize’nin Ayder, Elevit, Anzer ve Pokut yaylaları, Trabzon’un Kiraz, Hıdırnebi yaylaları gibi şenliklerin yapıldığı yerlere gidersiniz.

Hıdırnebi Yaylası demişken, Trabzon, Akçabat’daki Hıdırnebi Tepesi, adeta doğal manzara seyir terası gibi.

Tur şirketlerinden duyamayacağınız birkaç yayla daha önereyim; Rize’de; Sırt, Huser,  Ovit, Varda, Gölyayla, Cimil,  Ambarlı, Aşağı ve Yukarı Kavron, Elevit, Tirevit, Kale, Baş Yayla, Hacivarak, Palovit, Çaymakçur, Amlakit ve Samislat yaylaları; Trabzon’ da Hıdırnebi, Karadağ, Haçkaobası, Şolma, Lapazan, Sultan Murat…

Karadeniz Mutfağını Tadımlayın

Karadeniz dağlarına giden yolların ucunda birbirinden güzel, yeşil mi yeşil doğasıyla manzaralar çıkıyor karşınıza. Bulutları geride bırakacağınız zirvelere çıkıyorsunuz. Dönem dönem Karadeniz şenliklerine denk geliyor, yüzlerce insanın el ele verdiği horon oyunları izliyorsunuz. Yöresel kıyafetleriyle Karadeniz insanının selamını alıp, bir de yemekleriyle midenize kıyak geçersiniz. Her ne kadar yağlı olsa da, toprağın kokusunu hissedebileceğiniz kadar organik yemekler bunlar; kara lahana çorbası, hamsi pilavı, mıhlama, kuymak, turşu kavurma…

Karadeniz başlı başına bir tedavi merkezi. Günümüzün en popüler metropol hastalığı depresyona çözüm, ruh ve sinir hastalıkları hastanesindeki dört duvar arasında değil; şu yaylalara çıkıp da kendini iyi hissetmeyen birini tanımıyorum ben.

Karadeniz kadınlarında müthiş bir enerji var. O eşsiz doğanın içinde yaşlanan tek şey yaşları, kendileri dipdiri maşallah. Dil de pabuç  🙂 Karadeniz insanının çalışma azmine, fabrika ve plazalarda değil, bağ, bahçelerde şahit oluyorsunuz.

60-70 yaşındaki kadınların yüksek rakımlarda, sabahtan akşama kadar çay topladığını bilirim ben. Yorulmak diye bir tabir yok; oksijen var bir kere.

Yeşilliğin bu kadar bol olduğu bir yerde neşeli insanlar görmek de şaşırtıcı olmasa gerek. Her ne kadar ‘Laz damarı’ dediğimiz mesele olsa da, Karadeniz insanının tatlı şivesine, doğallığına hayran oluyor insan. Bizim gibi gençleri görmesinler; ‘’Kiiizuuuum, Uşağuuuum’’ diye başlıyor, saçını, başını okşarken sürüyor muhabbet.

Artvin’den, Ordu’ya, Giresun’dan Samsun’a, Karadeniz’in köşe bucağını gezin. Çok fazla laf kalabalığı yaptık sanki anlatamadıklarımızı, fotoğraflar anlatsın.

Total
0
Shares

İnsandan Çok Bisiklet Var: Hollanda Hakkında

Hollandalılar adım atmaya başladıkları an iki tekerleğe atlar ve kelimenin tam anlamıyla ayakları tutmayana kadar pedal çevirmeye devam…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You May Also Like

Total
0
Share